350 TL ve üzeri KARGO ÜCRETSİZ
350 TL ve üzerine 4'e varan taksit imkânı
KATEGORİLER

Thomas Piketty’den Koronavirüs Değerlendirmesi

YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA KAPİTAL KİTABININ YAZARI

THOMAS PIKETTY’DEN KORONAVİRÜS DEĞERLENDİRMESİ

«Kitlesel kıyımdan sakınmak mutlak öncelik olmalı»

Le Monde, 10 Nisan 2020

 

Covid-19 salgınıyla çıkan kriz ticari ve küresel liberalleşmenin sonunun gelmesini ve daha adaletli, daha kalıcı yeni bir kalkınma modelinin ortaya çıkmasını hızlandıracak mı ? Mümkün, ama henüz hiçbir şey kazanılmış değil.

Bu aşamada süregiden krize göre davranmak ve en kötüsünden, yani kitlesel kıyımdan sakınmak için elden gelen her şeyi yapmak mutlak öncelik olmalıdır.

Epidemiyolojik modellerin öngörülerini hatırlatalım. Hiçbir müdahale yapılmasaydı Covid-19 dünyada 40 milyon, Fransa’da da 400.000 kişinin ölümüne yol açabilirdi; bu da nüfusun yaklaşık %0,6’sı demek oluyor (dünya nüfusu 7 milyarı geçiyor, Fransa nüfusu da yaklaşık 70 milyon). Bu kayıp miktarı hemen hemen bir yıllık ölüm sayısına denk düşüyor (yıllık ölüm sayısı Fransa’da 550.000, dünyada ise 55 milyondur).

Bunun pratikte anlamı şuydu: Salgından en çok etkilenen bölgelerde ve en karanlık aylar boyunca tabut sayısı normal sayının beş ilâ on misli olabilirdi (ne yazık ki bazı İtalyan salgın odaklarında bu duruma tanık olunmaya başlanmıştı).

Bu öngörüler, ne kadar belirsiz olurlarsa olsunlar, basit bir grip salgınıyla karşı karşıya olunmadığı ve insanları acilen evlerine kapamak gerektiği konusunda hükümetleri ikna etti.

Gerçi kimse insan kayıplarının nereye kadar yükseleceği (şu anda dünyada yaklaşık 100.000 ölü var; bunun 20.000 kadarı İtalya, 15.000’i İspanya ve ABD, 13.000’i de Fransa’da*) ve şayet eve kapanma olmasaydı nerelere çıkabilirdi sorularının yanıtını pek bilemiyor.

* Bugün itibariyle (4.05.2020) dünyadaki ölüm sayısı 247.000; İtalya’da 28.000, İspanya’da 25.000, ABD’de 68.000 ve Fransa’da 25.000’dir –ç.n.

 

Epidemiyoloji uzmanları, ilk tahminlerdeki nihai bilançonun on veya yirmi kat azaltılabileceğini umuyorlar, ama hatırı sayılır belirsizlikler de sürüyor. Imperial College [Imperial College London: Fen bilimleri, tıp, mühendislik ve işletme dallarında eğitim veren üniversite] tarafından 27 Mart’ta yayımlanan raporda, ancak kitlesel test ve hastalığa yakalanmış kişilerin tecrit edilmesi politikası kayıpların ciddi bir biçimde düşürülmesini sağlayabilir deniyordu. Başka bir deyişle, tek başına eve kapanmak olayın vahimleşmesini engellemeye yetmeyecektir.

Tarihte benzerlik kurabileceğimiz tek örnek, 1918-1920 yılları arasındaki İspanyol gribidir. Tüm dünyada yaklaşık 50 milyon kişinin hayatına (dönemin dünya nüfusunun yaklaşık %2’si) mal olan söz konusu salgının İspanya ile hiçbir ilgisinin olmadığını bugün artık biliyoruz. Araştırmacılar nüfus kayıtlarını kullanarak bu ortalama ölüm sayısının muazzam eşitsizlikler barındırdığını gösterdiler : Ölüm sayısının nüfusa oranı ABD ve Avrupa’da %0,5 ile %1 arasındayken, Endonezya ve Güney Afrika’da %3’ü buluyor, Hindistan’da ise %5’i geçiyordu.

Zaten bizi asıl kaygılandırması gereken de budur : Sağlık sistemleri bu tarz şoklarla başa çıkabilecek durumda olmayan, üstelik son onyılların hâkim ideolojisi tarafından dayatılmış kemer sıkma politikalarına da maruz kalmış yoksul ülkelerde, salgın doruklara çıkabilir.

Ayrıca kırılgan ekonomik sistemlerde uygulanan kapanma, duruma hiç uygun düşmeyebilir. Asgari gelirden mahrum olan en yoksullar çok geçmeden iş bulmak için yeniden dışarı çıkmak zorunda kalacaklar, bu da salgını yeniden hızlandıracaktır. Hindistan’da kapanma esas olarak kırsal kökenlileri ve göçmenleri şehirlerden kovmaya dönüşürken, şiddet olaylarına ve kitlesel yer değiştirmelere yol açtı; bu da virüsün yayılmasını artırdı. Kitlesel kıyımı önlemek için ihtiyaç duyulan şey cezaevi devleti değil, sosyal devlettir.

En kısa vadede vazgeçilmez sosyal harcamalar (sağlık, asgari gelir ödemeleri) ancak borçla ve para basarak finanse edilebilir.

Batı Afrika’da bu vesileyle yeni ortak para birimi hakkında bir daha düşünülebilir ve bu para (en zenginlerin sermayelerine hareketlilik kazandırmak için değil) gençliğe ve alt yapılara yapılacak yatırımlara dayanan bir kalkınma projesinin hizmetinde kullanılabilir. Her şey Avro bölgesinde hâlâ yürürlükte olan şeffaflık yokluğundan (burada mali kriz dönemindeki kadar etkisiz kalan kapalı celseli maliye bakanları toplantılarıyla gönül eğlendirmeye devam ediliyor) daha başarılı olacak demokratik ve parlamenter bir yapıya dayanmalıdır.

Bu yeni sosyal devlet büyük bir hızla adil bir vergilendirme sistemi oluşturulmasını ve uluslararası bir finans sicili tutulmasını isteyecek, böylece en zenginlerle en büyük firmaları gerektiği ölçüde vergilendirebilecektir.

1980-1990 yıllarından itibaren zengin ülkelerin (ve özellikle de Avrupa’nın) etkisiyle yürürlüğe sokulan, halihazırdaki sermayenin serbest dolaşımı sistemi, fiilen tüm dünyanın milyarderleri ve çokuluslu şirketlerinin vergiden kaçmalarını kolaylaştırmaktadır. Yoksul ülkelerin zayıf vergi idarelerinin adil ve meşru bir vergi sistemi geliştirmelerini engellemekte, bu da doğrudan devlet yapısını sabote etmektedir.

Bu kriz aynı zamanda tüm gezegen sakinleri için asgari bir sağlık ve eğitim bağışı üzerinde düşünmeye de vesile olabilir ; bu bağış en zengin ekonomik aktörler, yani büyük firmalar, yüksek gelirli hanehalkları, büyük miras sahipleri (örneğin dünya ortalamasının on katından daha zengin olanlar, yani dünyanın en zengin %1’i) tarafından ödenmiş vergilerin bir bölümü üzerine tüm dünyadaki ülkelere tanınacak hakla finanse edilebilir.

Sonuçta bu zenginlik küresel bir ekonomik sisteme (ve bunun yanı sıra yüzyıllardır gezegenin doğal kaynaklarının ve beşeri kaynaklarının dizginsiz bir biçimde sömürülmesine) dayanmaktadır. Dolayısıyla toplumsal ve ekolojik bakımdan sürdürülebilirliğini sağlamak için dünya çapında bir regülasyona, ilk sırada da en yüksek salımları yasaklamaya imkân verecek bir karbon haritası çıkarılmasına ihtiyaç vardır.

Böyle bir dönüşümün pek çok sorgulamayı gerektireceği açıktır. Örneğin Emmanuel Macron ve Donald Trump, göreve yeni başladıklarında en zenginlere yaptıkları vergi kıyaklarını iptal etmeye hazırlar mı ? Bu sorunun yanıtı, onların cephesi kadar muhalefetin seferber edilebilmesine bağlıdır. Ama bir konuda emin olabiliriz : Büyük politik-ideolojik altüstlükler daha yeni başlıyor.

 

Çeviren : Ali Berktay

© Thomas Piketty et Les Editions du Seuil, 2020